Free Web Site - Free Web Space and Site Hosting - Web Hosting - Internet Store and Ecommerce Solution Provider - High Speed Internet
Search the Web
HAK YOL İSLAM

 

www.hakyolislam.5u.com

subglobal1 link | subglobal1 link | subglobal1 link | subglobal1 link | subglobal1 link | subglobal1 link | subglobal1 link
subglobal2 link | subglobal2 link | subglobal2 link | subglobal2 link | subglobal2 link | subglobal2 link | subglobal2 link
subglobal3 link | subglobal3 link | subglobal3 link | subglobal3 link | subglobal3 link | subglobal3 link | subglobal3 link
subglobal4 link | subglobal4 link | subglobal4 link | subglobal4 link | subglobal4 link | subglobal4 link | subglobal4 link
subglobal5 link | subglobal5 link | subglobal5 link | subglobal5 link | subglobal5 link | subglobal5 link | subglobal5 link
subglobal6 link | subglobal6 link | subglobal6 link | subglobal6 link | subglobal6 link | subglobal6 link | subglobal6 link
subglobal7 link | subglobal7 link | subglobal7 link | subglobal7 link | subglobal7 link | subglobal7 link | subglobal7 link
subglobal8 link | subglobal8 link | subglobal8 link | subglobal8 link | subglobal8 link | subglobal8 link | subglobal8 link

Dini Kıssalar

 

1-25 ARASI KISSALAR

 

RASULULLAH'A İTAAT EDEN AĞAÇ

Cabir radıyallahü anh anlatıyor:

Peygamber aleyhisselam ile beraber yola çıkmıştık,. Geniş bir va­diye gelince, Allah'ın Resulü abdestini bozmaya gitti. Ben de peşinden içinde su bulunan bir kapla kendisini takip ettim. Peygamber aleyhis­selam etrafına baktı. Abdest bozmak için görünmeyecek bir yer bula­madı. Uzakta vadinin kenarında iki ağaç görüverince de onlardan bi­rinin yanına gitti. Dallarından birini alıp «Allah'ın izni ile benimle yürü!» buyurdu. Ağaç burnu halkalı deve gibi. Peygamber aleyhisselamın arkasını takip etti. Sonra diğer ağaca gitti. Onun da bir dalını alıp «Allah'ın izniyle benimle yürü!» dedi.Önceki dal gibi bu da emre itaat gösterdi. İki ağaç arasındaki yere girince, bunları biribirine yanaştır­dı ve: «Allah'ın izniyle bana üzerimde örtü vazifesini görmek için bir­leşin!» buyurdu. İki ağaç biribirine yapıştı.

Bu arada ben, Allah'ın Resulü benim kendisine yakın olduğumu hissetmesin de, yine uzağa gitmek mecburiyetinde kalmasın diye bu korku ile hızlıca geri çekildim ve uzakta oturdum. Bu fevkalade ha­dise karşısında kendi kendime düşünmeye başladım. Peygamber aley­hisselamı benden tarafa dönmüş gelir vaziyette gördüğüm zaman, iki ağaç da biribirinden ayrılmış ve gövdeleri üzerine dik olarak duruyor­lardı. Allah'ın Resulünün bir an durduğunu ve başı ile, ağaçların kendi Yerlerine gitmeleri için işarette bulunduğunu gördüm. Sonra Peygam­ber aleyhisselam yine benden tarafa doğru gelmeye. devam etti. Bana yaklaşınca: Ey Cabir: Oturduğum yeri gördün mü? diye sordu. Ben de: Evet. gördüm, ey Allah'ın Resulü, diye cevap verdim.

***

 

SOHBETLE ELDE EDİLEN

İmam-ı Rabbani (k.s.) Hazretlerinin talebelerinden aziz bir zat şöyle anlatmıştır: "Daha hocamın huzuru ile şereflenmemiştim. Bir mektup gönderip;

-"Peygamberimizin (s.a.v.) eshabının bir sohbetle, eshabdan olmayan, en büyük evliyadan daha üstün olmalarının sebebi nedir? Yoksa bir sohbette evliyada hasıl olan bütün hallerden daha üstün bir hal mi elde ediyorlardı" diye sordum. mam-ı Rabban i (k.s.) Hazretleri bunun cevabında;

- "Bu sualinizin cevabı sohbete, hizmete yani beraber bulunmaya ve görüşmeye bağlıdır" diye yazdılar. Bundan sonra İmam-ı Rabbani (k.s.) Hazretlerinin huzurları, hizmetleri ve sohbetleri ile şereflendim. Daha ilk sohbette öyle hallere kavuştum ki, açıklamaya ve beyana sığmaz. Aynı gün İmam-ı Rabbani (k.s.) Hazretleri beni çağırıp:

- "Bu gün senin mektubuna cevap verdim, senin hallerin başka şekil aldı. Anladın mı? Yoksa anlamadın mı?" buyurdu. Ayaklarına kapandım. O esrar ve firaset nurlarının bahçesindeki servinin ayaklarının toprağına, kalb gözlerimden gizli nehirler akıttım."

***

 

NAMAZDA BAŞKA ŞEYLE MEŞGULİ YET

Meşhur islam alimlerinden imam Birgivi Hazretleri zamanın Şeyhülislamı tarafından verilen bir fetvayı yırtmış ye fetvanın yanlış olduğunu söylemişti. Verdiği fetvanın yırtıldığını haber alan Şeyhülislam, Birgivi Hazretlerini huzuruna çağırdı. Şeyhülislamın makamına yaran Birgivi Hazretleri namaz kılmakta olan Şeyhülislama selam verip içeri girdi... Şeyhülislam namazı bitirdikten sonra:

- Namaz kılan bir kimseye selam verilir mi? diye sordu.

İmam Birgivi Hazretleri ise:

- Biliyorum namaz kılan bir kimseye selam verilemez... Lakin siz benim içeri girdiğimde namaz kılmıyor, içerisi çok karanlık, şu pencereyi nasıl büyütmeli, diye düşünüyordunuz. Ben de sizi pencere ile meşgul görüp selam yerdim, dedi.Şeyhülislam, Birgivi Hazretlerinin kemalatını anlamıştı. Böyle bir kamil insanı ayağına çağırdığından dolayı özür diledi.

***

 

ŞEHİTLERiN İSTEĞİ

AbduIlah radıyaIlahü anhten " Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü zannetmeyin. Aksine onlar Rablerinin nezdinde diridirler, cennet nimetleri ile rızıklanırlar (Al-i İmran Süresi) mealindeki ayet hakkında soruldu da o, şöyle ceyap verdi: Biz de bu hususta sorduk da bize de şu şekilde cevap verildi:

Onların ruhları cennette yeşil kuşlar içerisinde dilediği yere uçarlar, Arşa asılı bulunan kandillere konarlar, ortadan perde kalkar ve bizzat Allahü Teala kendilerine hitabederek:

Nimetinizi artırmamı istiyor musunuz ki, fazlalaştırayım? diye sorar, Onlar:

- Ey Rabbimiz, neyin fazlalaştırılmasını isteyeceğiz? Cennette bulunuyoruz, dilediğimiz yere uçuyoruz, diye cevap verdiler. Sonra AIlahü Teala ikinci defa kendilerine tecelli ederek:

- Bir şey ziyade etmemi istiyor musunuz ki, ziyade edeyim? diye sordu. Onlar, mutlaka kendilerine bir şeyin daha verilmesi arzu edildiğini anlayınca: .

- Ey Allahım, ruhlarımızı bedenlerimize iade et de, dünyaya dönelim ve bir defa daha sehin yolunda öldürülelim, dediler.

***

 

HİZMETÇİDEN DAHA HAYIRLI

Hazreti Ali radıyallahü anh anlatıyor:

Fatıma radıyallahü anhanın el değirmeni ile un öğütmekten elleri acıyordu. Bu acısından dolayı bir hizmetçi ihtiyacını arzetmek maksadıyla Peygamber aleyhisselama şikayette bulunmaya geldi. Resulullah aleyhisselama un geldiğini de haber almış, fakat bu undan kendisine bir hisse düşmemişti. Bu hususu Hazreti Aişe radıyallahü anhaya söyledi. Allah'ın Resulü eve gelince Aişe radıyallahü anha meseleyi kendilerine bildirdi. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam bize geldi. Biz yatmış bulunuyorduk. Geldiğini görünce kalkmaya başladık. ResuluIlah aleyhisselam: " Yerinizde kalın " buyurdu ve Fatıma ile benim aramda oturdu. Ayağı karnıma değmişti de serinliğini hissediyordum. Hemen buyurdular ki:

- İstediğinizden daha hayırlısını size haber vereyim mi? Yatmaya gittiğiniz vakit 33 defa Sübhanellah, 33 defa Elhamdülillah. 33 defa AIlahü Ekber deyin. Bu, sizin için istediğiniz hizmetçiden daha hayırlıdır.

***

 

HIZIR OLDUĞUNU SÖYLERSEM, YAKANI KURTARAMAZSIN

Yemen'in büyük islam alimlerinden Abdürrezzak efendi, camide ders veriyordu. O muhitin güzide alimlerinden olan Abdürrazzak efendiyi dinlemeye, onun ilminden istifade etmeye etraftan birçok alim de gelmiş, şevkle ders dinliyorlardı. Aynı mecliste Hızır aleyhisselam da bulunmakta idi. Fakat bu feyizli ders esnasında adamın biri dersi dinlemediği gibi uyukluyordu.

Hızır aleyhisselam, bu zata yaklaşarak dürttü ve :

- Ne uyukluyorsun? Bu fırsatı değerlendirsene ! , dedi. Adam başını şöyle bir kaldırdı ve hiçbir şey söylemeden yine başını eğdi. Hızır Aleyhisselam yine dürterek:

- Uyuma arkadaş! Bu fırsat her zaman ele geçmez, diye ikaz etti. Fakat adam yine başını kaldırıp baktıktan sonra aynı hale devam etti. Üçüncü defa Hızır Aleyhisseıam adamı rahatsız edince, adam artık konuşmaya başladı:

- Siz ilmi Abdürrazzak Efendi'den alıyorsunuz, biz ise Razzak'tan alıyoruz. Hem sen beni pek rahatsız edip durma. Senin Hızır olduğunu şu cemaata bir ilan edersem, yakanı bunların elinden biraz zor kurtarırsın, dedi ve başını eğip gözlerini tekrar yumdu.

Hızır Aleyhisselam, bu duruma hayret etmişti:

- Ya Rabbi! Bana verdiğin listede bu şahsın ismi yok. Bu nasıl iştir? diye münacaatta bulunduğunda, Allahü Teala Hazrerleri kendisine şöyle ilhamda bulundu:

- Ya Hızır!.. Sana verdiğin liste arasında beni sevenlerin ismi var. O ise benim sevdiğim bir kimsedir ki, onun ismi benim indimde mahfuzdur!

***

 


KERVAN

Hazret-i Ömer (radıyallahü anh) zamanında bir kervan, Medine-i Münevvere'ye gece gelip konaklamış, çok yorgun oldukları için hepsi de uyumuştu. Kervanda bulunanlar hepsi kafir idi. Develerini ve mallarını koruyacak kimseleri de yoktu. Hazret- i Ömer onları bu halde görünce, eşyaları gaib olur da ben mes'ul olurum diye endişeye kapıldı. Abdurrahman bin Avf (radıyallahü anh) hazretlerinin evine gitti. Konaklayan kervanı anlattı. Onları bu gece beraber bekliyelim, buyurdu. Beraber gidip kervanı sabaha kadar beklediler. Sabah olunca Hazret-i Ömer:

- Namaz, namaz! diye seslendi.

- Hepsi uyandılar. Emirü'l-Mü'minin evine geldi. Kervandan birisi Emiri takib etti. Sabaha kadar kendilerini bekleyen bu şahsın kim olduğunu öğrenmek istiyordu.

. - (Başkalarından ) bu kimdir? diye sordu.

- Müslümanları halifesidir, yeryüzündeki insanların en iyisidir, dediler. O şahıs kervan halkına gidip:

- Uyurken sabaha kadar bizi bekİiyen Emirü'l-Mü'minin imiş dedi.Kervan halkı:

- O'nun kafi rl ere merhamet ve şefkati bu kadar olursa, müslümanlara ne kadar olur. O'nun dininin hak olduğu meydana çıktı. Hepimiz müslüman olmalıyız, dediler. Hazret-i Ömer'in huzuruna varıp müslüman oldular.

***


SÖKÜP GÖTÜREMEDİ

Şah Nakşıbend (k.s.) Hazretleri, birgün talebeleri ile kıra çıkmıştı. Yolda bir nehrin üzerinden geçiyorlardı. Nehir yeni yağan yağmurlarla taşıp kabardığından birçok ağacı kökünden söküp götürüyordu. Bahaüddin Hazretleri;

- "Alaüddin atla!" buyurdu. Alaüddin Attar (k.s.) Hazretleri, kendini hemen nehrin azgın sularına attı. Sular Alaüddin'i derhal yuttu. Diğer talebeler şaşkınlık ve korku içinde idi. Ancak hocalarına da bu işin esrarını soramıyorlardı. Şah Nakşıbend (k.s.) Hazretleri, talebeleriyle yoluna devam ederek kırlarda bir müddet gezdi. Akşam üzeri geri dönerken, köprünün yanına gelince, talebelerine;

- "Biz kaç kişiydik, bir eksiğimiz var mı?" diye sordu. Talebeler de;

- "Bir kişi eksiğimiz var. O da sabahleyin buradan geçerken nehre atlamıştı." dediler. Şah Nakşıbend (k.s.) Hazretleri ellerini nehre uzatarak;

- "Alaüddin gel! " buyurdu. Alaüddin Attar (k.s.) Hazretleri nehirden çıktı. Elbiseleri hiç ıslanmamıştı. Şah Nakşıbend (k.s.) Hazretleri talebelerine buyurdu ki:

-"Görüyorsunuz, nehir, kökleri sağlam olmayan bütün ağaçları söküp götürüyor. Fakat Alaüddın'in kökü sağlam olduğundan söküp götüremedi. "

***


SÜNNETE UYMAYANDAN VELİ OLMAZ  

Bir gün yakınları kendisine;

-"Efendim, filan yerde büyük bir zat var. Fazilet ve keramet sahibi bir velidir." dediler ve daha başka sözlerle o zatı çok medh ettiler. Bunun üzerine Bayezıd-i Bestami (k.s.) Hazretleri,

-"Madem öyledir. O halde o büyük zatı ziyarete gitmemiz lazım oldu," buyurdular. Talebelerinden bazıları ile birlikte onun bulunduğu yere geldiler. Bayezıd-i Bestami bildirilen zatın, mescide gitmekte olduğunu ve kıbleye karşı tükürdüğünü gördü. Görüşmekten vazgeçip derhal geri döndü. Sonra o kimse hakkında şöyle buyurdu:

-"Dinin hükümlerini yerine getirmekte, Sünnet-i seniyyeye uymakta ve edebe riayette zayıf birisine, nasıl olur da keramet sahibi denilir.Böyle bir kimsenin, Allahü Tealanın evliyasından olması mümkün değildir." buyurdu.

***

 

İBRAHİM EDHEMİN HAMAM PARASI

İbrahim Edhem Hazretleri bir gün hamama girmek istedi. Hamamcıya :

- Param yok, hamama girmeme müsaade etmez misiniz? dedi.Hamamcı parasız hamama girilmez diyerek hamama sokmadı. İbrahim Edhem Hazretleri ısrar etti ise de hamamcı kabul etmedi. Boynu bükük olarak hamamdan ayrılan İbrahim Edhem Hazretleri, öyle bir bağırış bağırdı ki yer gök çın çın öttü... Bu sesi duyan halk, ağlamakta olan İbrahim Edhem Hazretlerinin başına toplanıp:

- Bu kadar feryada hacet yok, hamam parasını biz verelim de ağlama!, dediler. İbrahim Edhem Hazretleri toplanan kalabalığa şöyle seslendi:

- Ey ahali! Siz, benim hamama giremediğim için mi ağladığımı sanıyorsunuz? Ben hamama giremediğim için ağlamıyorum. Ben dünyada iken parasız hamama bile sokmuyorlar... Ya ahirette de senin cennete girecek bir amelin yok diye kapıdan geri çevrilirsem benim halim ne olur? diye ağlıyorum... Çünkü salih ameli olup oraya girmeyi hak etmeyenleri içeri sokmayacaklar, buyurdu...

***

 

İBRİĞİN SIRRI

Muhammed Ma 'sum Hazretleri birgün abdest alırken abdest aldığı ibriği kuvvetle duvara fırlattı. Hizmetinde bulunan bir talebesi gitti ve başka ibrik getirdi. Talebesi, önce verdiği ibriğin böyle atılıp kırılmasına üzüldü. "Acaba ne kusur ettim. " deyip, Muhammed Ma'sum hazretlerinin yakınlarından birine gidip durumu anlattı. O da talebesinin bu üzüntülü ve korkulu halini Muhammed Ma'sum-i Faruk'i hazretlerine bildirdi. Muhammed Ma'sum hazretleri buyurdu ki:

-"Ona söyleyiniz korkmasın. O ibriği attığım sırada, bizi sevenlerden birisi sahrada , kana susamış bir arslana rasladı. Arslan o anda onu orada öldürecek, parça parça edecekti. O talebem ise tam bir acizlik içinde bizden yardım istedi. O anda elimde ve yanımda ibrikten başka bir şey yoktu. Bunun için ibriği arslana fırlattım ve o zavallıyı kurtardım.

Bu hadiseyi yaşayan talebesi başından geçenleri sonra şöyle anlattı:

-"Sahrada aniden bir arslan gördüm. O anda hocam,imam Muhammed Ma ' s u m (k.s.) Hazretlerine rabıta yaptım. Hemen baş gözüm ile gördüm ki, imam Ma'sum Hazretleri geldi, elindeki ibriği arslana fırlattı. Arslanda hareket edecek kuvvet kalmadı. Sonra hocam gözümden kayboldu. Böylece beni o arslandan kurtardı. Sonra, o ibriğin kırılmış parçalarını yerden topladım. Hala yanımda saklıyorum."

***

 

VÜCUDUM CEHENNEM KADAR OLSUN  

Birgün Resulullah Efendimiz, Eshab-ı ile mescidde otururken, Cebrail aleyhisselam geldi. ResuI-i Ekrem'e,

- Ebu Bekir'in bir saat ibadeti başkalarının yetmiş yıllık ibadetinin yerini tutar, dedi. ResuI-i Ekrem, bir şey söylemeyip, Hazret-i Bilal'e, Hazret-i Ebu Bekir (r.a.)'i çağırmasını emir buyurdu. Hazret-i Ebu Bekir (r.a.) hemen geldi. Resulullah, Hazret-i Ebu Bekir'i karşıdan görünce, karşılayıp, yanına oturttu.

- Evde ne yapıyordun ne gibi bir amelle meşguldün? diye sordu. O da şöyle cevap verdi:

- Hatırama şu gelmişti: Hak Teala Cenneti ve Cehennemi yarattı. Her ikisini de dolduracağını diledi (takdir etti). Hak Teala'dan, vücudumu Cehennemi dolduracak kadar büyük yapmasını ve yalnızca oraya beni koymasını başka kulunu koymamasını diledim. Böylece hem Hak Teala'nın takdiri yerine gelmiş, hem de bütün insanlar Cehennem korkusundan kurtulmuş olurlar, cevabını verdi. Eshab-ı kiram, Hazret-i Ebu Bekir (r.a.)'in bu yüksek duasına hayran kaldılar.

***

 

EDEBSİZ RAFİZİ

Bir Rafiızi, Hazret-i Ebu Bekir, Ömer ve Osman'ın (radıyallahü anhüm) mübarek isimlerini pis ayakkabısının ökçesine kazdırmıştı. Bastığı yerde bu büyüklerin mübarek isimleri okunurdu. Bir mü'min bunun arkasından giderken mübarek isimleri yerde görünce, ayak izlerini takip etmeğe başladı. Şii yoldan sapıp bir ormana girmiş, bir ağaç gölgesinde uyumuştu.İzleri takip eden Ehl-i Sünnet i'tikadındaki bu müslüman kimse de ormana girip Şii'yi yatar vaziyette gördü. Üç mübarek ismi, ayakkabının ökçesine kazılmış gördü. Hemen öldürmek istedi. Fakat, belki bu isimlerin yazıldığından haberi yoktur, bir sorayım diye düşündü. O sırada Şii uyandı. Karşısında, bu Müslümanı gördü. Müslüman kimse Şii'ye:

- Ayağının altındaki yazılardan haberin var mı? diye sordu.

Şii saçmalamağa başladı. Ehl-i Sünnet olan kimse gizlediği kılıcını çıkarıp besmele çekerek Şii'yi öldürdü. Sonra kılıcını kınına koyup, Şil'nin pis leşini bir çukura atarak, üzerini çer çöp ile kapattı. Oradan ayrılıp biraz gitmişti ki, karşıdan çok heybetli dört atlının kendisine doğru geldiğini gördü. Atlılar yaklaşınca:

- Sen adam öldürmüşsün, katilsin, bize öldürdüğün kimsenin leşini göster, dediler. Ehl-i Sünnet olan kimse:

-Ben fakir, kaatil değilim deyip birtakım özür ve bahaneler gösterdi ise de ellerinden kurtulamadı.

Dört atlıdan birisi harbesini o Müslümanın göğsüne dayadı.

- Geri dön, yoksa sen bilirsin, dedi.

Çaresiz geriye döndü. Şii'nin leşini attığı çukura geldiler. Üzerindeki çöpleri kaldırınca ne görsün, insan yerine bir büyük domuz leşi yatıyordu. Ehl-i Sünnet olan kimse bu hali görüp hayretler içinde kalmıştı. Dört atlı bu Müslümana:

- Allahü Teala senin günahlarını afvetti, Cehennem ateşinden azad etti ve Cennetini nasib etti. diye müjde verdiler. Ehl-i Sünnet olan kimse sevinip, bu dört atlının kimler olduğunu sordu.

-Biz Ebu Bekir, Ömer, Osman ve harbeyi göğsüne dayayan Ali'yiz (radıyallahü anhüm) dediler. Ehl-i Sünnet olan kimse Hak Teala'ya şükür edip, yoluna gitti.

***

 

ŞEYHİN KEDİSİ

Zamanın ulularından Ahi Ferec Zencani Hazretleri'nin bir kedisi vardı. Evinde de hiç müsafir eksik olmazdı. Her zaman müritleri ziyarete gelirler o da müridlerine bir şeyler ikram ederdi.

Gelecek müsafirlere yemek hazırlamak istendiği zaman kedi çağrılırdı. Kedi ne kadar miyavlarsa hizmetçi tencereye o kadar su ilave ederdi. Her miyavlaması için bu miktar bir bardaktı. Bir gün yemek hazırlandı, müsafirlerin önüne kondu. Fakat gelen müsafirlerin sayısı hazırlanan yemekten bir fazla çıktı. Kedinin eksik miyavlamasına şaşırıp kaldıIar. Biraz sonra kedi müsafirlerin içine girdi, müsafirleri teker teker kokladı. Ve en sonunda da birinin üzerine vardı işedi. Sonra araştırıldığı zaman o kimsenin bir gayr-i müslim (dinsiz) olduğu anlaşıldı.

Yine bir gün, aşçı çömleğe sütlaç yapmak için süt doldurmuştu. Bir zehirli yılan gelerek çömleğin içine girdi. Aşçının bundan haberi yoktu, kedi gelip çömleğin etrafında miyavlamaya ve feryat etmeye başladı. Aşçı kedinin bu halinden bir şey anlamıyordu. Onu azarladı ve oradan kovaladı. Fakat bir fırsatını bulan kedi kendini çömleğin içine attı ve öldü. Çömleği boşalttıkları zaman kara bir yılanı çömleğin içinde ölmüş olarak buldular.

Şeyh Ahi Ferec Zencan İ Hazretleri:

- O kedi kendini dervişlere feda etti. Onu yıkayıp kabre koyunuz ve ziyaretgah ediniz, buyurdu.

Halen kabri Zencan'da ziyaret yeri olarak bilinmektedir.

***

 

İMAMI AZAM GÖRÜNDÜ

Bir gün Hace Bakıbillah namazda imamın arkasında Fatiha'yı okumaya başlar. Hemen o anda imam-ı Azam Ebu Hanfe Hazretlerinin ruhaniyeti tecelli eder ve şöyle der:

-"Ey Şeyh benim mezhebimden olan büyük küçük bir hayli evliya zuhur etmiştir. Hepsi de namazda imamın arkasında Fatiha'yı okumazlardı. Bu bakımdan senin de bundan feragat etmen uygun düşer."

***

 

İMTİHAN İÇİN SORU  

Ebu Said Abdullah, İbn-üs-Sakka, ve Seyyid Abdülkadır-i Geylani ilim öğrenmek için Bağdat'a geldiler. Abdulkadir-i Geylani Hazretleri o zaman çok gençti. Hace Yusuf Hemedani (k.s.) Hazretlerinin, Nizamiyye Medresesinde vaaz ettiğini duymuşlardı. Bunlar, onu ziyaret etmeye karar verdiler.İbn-üs-Sakka;

-"Ona bir soru soracağım ki cevabını veremeyecek.” dedi. Ebu Said Abdullah;

-"Ben de bir soru soracağım bakalım cevap verebilecek mi?” dedi.Küçük yaşına rağmen büyük bir edeb timsali olan Abdülkadir Geylani de;

-“Allah korusun.Ben nasıl soru sorarım.Sadece huzurunda beklerim, onu görmekle şereflenir, bereketlenirim” dedi.Nihayet Yusuf Hemedani (k.s.) Hazretlerinin bulunduğu yere vardılar. O anda orada yoktu. Bir saat kadar sonra geldi.İbn-üs-Sakka'ya dönerek;

-“Yazıklar olsun sana, ey İbn-üs-Sakka! Demek bana cevabını bilemeyeceğim sual soracaksın ha! Senin sormak istediğin sual şudur. Cevabı da şöyledir. Ben görüyorum ki, senden küfür kokusu geliyor.” buyurdu. Sonra Ebu Said Abdullah'a dönerek;

-“Sen de bana bir sual soracaksın ve bakacaksın ki, ben o sualin cevabını nasıl vereceğim. Senin sormaya niyyet ettiğin sual şudur ve cevabı da şöyledir. Fakat sen de edebe riayet etmediğin için, ömrün hüzün ile geçecek.” buyurdu. Sonra Abdülkadir Geylani'ye döndü. Ona yaklaştı ve;

-“Ey Abdülkadir! Bu edebinin güzelliği ile, Allahü Teala'yı ve Resulünü razı ettin. Ben senin Bağdat'ta bir kürside oturduğunu, çok yüksek bilgiler anlattığını ve; “Benim ayağım, bütün evliyanın boyunları üzerindedir." dediğini sanki görüyor gibiyim ve ben, yine senin vaktindeki bütün evliyayı, senin onlara olan yüksekliğin karşısında boyunlarını eğmiş halde olduklarını görür gibiyim.” buyurdu ve sonra gözden kayboldu. Kendisini bir daha göremediler.

Aradan uzun seneler geçti.Hakikaten Abdülkadir-i Geylani yetişti. Zamanında bulunan evliyanın en üstünü, baş tacı oldu. Öyle yüksek derece ve makamlara kavuştu ki, insanlardan ve yüksek zatlardan herkes gelerek, mübarek sohbetlerinden istifade ederlerdi. Bir gün yüksek bir kürside oturmuş vaaz ediyordu. Buyurdu ki:

-“Benim ayağım, bütün evliyanın boyunları üzerindedir.” Zamanında bulunan bütün evliya, onun kendilerinden çok yüksek olduğunu bilirler ve üstünlüğü karşısında boyunları eğri olurdu. Bunlar meydana çıktıkça, Hace Yusuf Hemedani (k.s.) Hazretlerinin seneler önce keramet olarak haber verdiği haller anlaşılıyordu.

İbn-üs-Sakka'ya gelince, o Yusuf Hemedani (k.s.) Hazretleri ile aralarında geçen o hadiseden sonra, şer'i ilimlerle meşgul oldu. Çok güzel konuşurdu. Şöhreti zamanın sultanına ulaştı. O da bunu elçi olarak Bizans'a gönderdi. Hıristiyanlar buna çok alaka gösterdiler.Nihayet, onların yalanlarına aldanarak hristiyan oldu. Bu hadiseyi anlatan zat diyor ki: "Bir gün onu gördüm. Hastaydı. Ölmek üzereydi. Ben yüzünü kıbleye döndürdüm. O başka tarafa çevirdi. Tekrar kıbleye döndürdüm. O tekrar başka tarafa döndürdü ve böylece öldü.”

Ebu Said Abdullah diyor ki:

-“Ben Şam'a geldim. Bazı vazifelerde bulundum. Hayatım çeşitli sıkıntılar ile geçti. Yusuf Hemedani (k.s.) Hazretlerinin, her üçümüz hakkında da söylediği aynen meydana geldi.”

***


40 SENE NAFİLE ORUÇ

40 sene üç ayların tamamında nafile oruç tutan bir zat, bir gün bir alışveriş kuyruğunda bulunur. Dışarıdan gelen bir kişi, kuyruğa girmeden alış veriş yapmak ister ve bunda israr eder. O kadar israr eder ki, kuyrukta bulunanların sabrını taşırır.

-"Neden acele ediyorsun? diye sorarlar. O da der ki,

- "Bu gün nafile oruç tutmuştum. iftar yaklaştı. Onun için acele ediyorum" deyince kuyrukta bulunan ve 40 senedir nafile oruç tutup kimseye söylemeyen adam dayanamadı:

-"Be adam, ben kırk senedir nafile oruç tutuyorum; gene de senin bu yaptığını yapmıyorum" deyince o adam:

-” Ben de 40 senedir sana bunu bir türlü söyletemiyordum. Nihayet söylettim. Ben Şeytanım" diyerek oradan uzaklaşır.

***

 

KOCA HAKKININ ÜSTÜNLÜĞÜ

Kays bin Saad radıyallahü anh anlatıyor:

Hire'ye geldim, oradaki halkı, başkalarına üstün tutulan bir İranlıya secde eder halde gördüm ve " Allah'ın Resulü bu secde edilmeye herkesten daha layıktır " dedim. Sonra gelip bunu Peygamber aleyhisselamın kendisine anlatınca, Allah'ın Resulü şöyle buyurdular:

- Ne dersin? Bir kabire uğrarsan ona secde eder misin?

Dedim ki:

- Hayır, etmem.

Peygamber aleyhisselam:

-Şu halde bunu asla yapmayın. Bir insanın başka bir insana secde etmesini emretseydim. Allah'ın, hanımları üzerinde kocalarına verdiği haktan dolayı, hanımların kocalarına secde etmelerini emrederdim, buyurdular..

***


DEFN İÇİN VASİYYET

Sahîh hadîs-i şerîf isnâdıyle, Câbir bin Abdüllah “radıyallahü anh” hazretlerinden rivâyet eylediler. Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü teâlâ anh” vefâtına yakın vasıyyet etdi. (Ben vefât etdikden sonra, beni şu Beyt-i şerîfin kapısına götürün. Resûl-i ekrem hazretlerinin kabr-i şerîfleri oradadır. O kapıyı çalınız. Eğer o kapı size açılırsa, beni oraya defn ediniz.) Câbir “radıyallahü teâlâ anh” dedi ki, biz onu alıp, gitdik. O kapıyı çaldık, dedik ki, işte Ebû Bekr. İster ki, sizin yanınıza defn olunsun. O kapı açıldı. Biz o kapıyı kimin açdığını duymadık. İçeri giriniz, onu defn ediniz, sesini duyduk. Hâlbuki ne bir şahs, ne bir şey gördük.

***

 

HAZRETİ CEBRAiL 'İN BÜRÜNMESİ  

Hazret-i Ebu Bekir (r.a.) Efendimiz müslüman olunca, Allahü TeaIa'nın rızası, Habibullahın aşkı için seksen bin dirhem fakirlere sadaka olarak verdi. Kırk binini gizli, kırk bini de aşikare vermişti. Bundan sonra giyecek elbisesi bile kalmamıştı. Sonra eski bir mutaf (keçi kılından dokunmuş elbise) eline geçti. Arkasına giydi. Namaz vakitleri haricinde göğsüne kadar tandıra girer, mutafı arkasına alırdı. Namazları evinde kılardı. Böylece üç gün geçti. Resulullah (s.a.v.) dördüncü gün sabah namazından sonra Eshab-ı kirama dönerek,

- Ebu Bekir üç gündür mescide gelmiyor. Acaba hasta mıdır, gidip hatırını soralım, buyurdular. O sırada Cebrail aleyhisselam siyah mutaf giymiş vaziyette geldi. ResuI-i ekrem cebrail aleyhisselamı böyle görünce hayret etti.

- Ey kardeşim cebrail bu ne hal? diye sordular.

- Ya Resulallah, gökteki bütün melekler böyle giydiler, dedi.

- Neden bu şekilde giydiler?" diye sorunca.

- Ya Resulallah! Ebu Bekir Hak Tealanın ve senin dinin uğruna, kırkbini gizli, kırkbini de aşikare olarak seksen bin dirhem sadaka verdi. Hiç giyeceği kalmadığı için üç gündür mescide gelemedi. Hak Teala sana selam edip, Ebu Bekir'e bir elbise gönderilmesini emir buyuruyor, dedi. ResuI-i Ekrem (s.a.v.) eshabına,

- Kimde fazla elbise varsa versin! Hak Teala ona çok sevap verip, firdevs Cennetinde bana komşu yapacaktır" buyurdu.

Eshab-ı kiramın hiç birinin fazla elbisesi yoktu. Sonunda bir sahabi başka birisinden bir elbise bulup, Hazret-i Ebu Bekir (r.a.) Efendimiz'e gönderdi. Hazret-i Ebu Bekir (r.a.) Efendimiz o elbiseyi giyip, Resul-i Ekremlin huzuru ile şereflenmek için yola çıktı. Henüz huzura varmadan Cebrail aleyhisselam gelip,

-Ya Resulallah! Hak Teala sana selam edip, Ebu Bekir'i karşılamanızı emir buyurdu" dedi. Resulullah (s.a.v.) Hazret-i Ebu Bekir (r.a.) Efendimiz'e karşı çıkıp musafaha etti. Bütün Eshab-ı kiram da musafaha edip, hepsi candan Hazret-i Ebu Bekir (r.a.) Efendimiz'i tebrik ettiler.

***


YEMEKTE BESMELE VE ŞEYTAN

Huzeyfe radıyalIahü anh anlatıyor:

Peygamber aleyhisselam ile beraber yemek etrafında hazır olduğumuz vakit, AlIah'ın Resulü başlamadan önce elIerimizi yemeğe uzatmazdık. Bir defa ResulülIah aleyhisselam iIe beraber yemek etrafında toplanmıştık. Bir cariye, biri tarafından itilircesine gelip elini yemeğe uzatınca Peygamber aleyhisselam cariyenin elini tutup onu durdurdu. 0ndan sonra bir arabi de aynı şekilde itilircesine geldi. Allah' ın Resulü bunun da elinden tutup yemeğe başlamasına mani oldu ve şöyle buyurdu:

- Muhakkak ki şeytan, Allah' ın ismi anılmamak, yani besmele çekilmemek sureti ile yemeği kendisine helal kılmaya gayret eder. Bu sebeple bu cariyeyi getirdi ve besmele çektirmeden yemeğe başlatarak , bunun vasıtasıyla yemeği kendisine helal kılmak istedi. Bunun için cariyenin elinden tutup yemeğe başlamasını önledim. Sonra, aynı sebeple şu arabiyi getirdi. Onun da elinden tutup yemeğe başlamasına mani oldum. Hayatımı kudreti ile tutan Allah'a yemin ederim ki, cariyenin eli ile birlikte şeytanın da eli elimde idi.

***

 

HOCASINI SON DERECE DİKKATLİ DiNLERDİ  

Bayezıd-i Bestami (k.s.) Hazretleri, hocalarından birinin huzurunda iken hocası;

-"Şu rafdaki kitabı getir." dedi. Bayezıd-i Bestami (k.s.) Hazretleri,

-"Hangi rafdaki kitabı istiyorsunuz efendim?" dedi. Hocası;

-"Bunca zamandır buraya gelip gidiyorsun. Dershanede oturduğun yerin üstündeki rafı diyorum."deyince, Bayezıd-i Bestami (k.s.) Hazretleri,

-"Efendim, mübarek sohbetinizi dinlemekteki dikkat ve edebe riayetten dolayı, şu ana kadar başımı kaldırıp etrafa bakmış değilim." diye cevap verdi. Hocası bu söz karşısında çok memnun oldu. Ve,

-"Madem ki durum böyle; senin işin tamamdır. Artık memleketin Bestam'a dönebilirsin ve bizden öğrendiklerini başkalarına öğretebilirsin." diyerek icazet verdi.

***

 

TEBAREKE SURESİ VE KABİR AZABI

İbni Abbas radıyallahü anh anlatıyor:

Resulullah aleyhisselamın sahabilerinden birisi, bilmeyerek, çadırını bir mezarın üzerinde kurdu. Bir de baktı ki; mezarın içinde bulunan kişi " Tebareke suresi " ni okuyor. Mezardaki insan sureyi bitirdikten sonra, bu sahabi kalkıp Peygamber aleyhisselamın huzuruna geldi ve:

- Ey Allah'ın Resulü! Farkına varmadan bir kabir üzerine çadır kurdum. Bir de mezar içindeki insanın "Tebareke " yi sonuna kadar okuduğunu duydum, diye anlattı . Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam şöyle buyurdu:

-O sure koruyucudur, o sure kurtarıcıdır, kabir azabından kurtarır.

***


CEBRÂÎL ALEYHİSSELÂMIN HOCASI

Birgün Server-i Enbiyâ “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” mescidde oturmuş idi. Cebrâîl aleyhisselâm geldi. Sultân-ı Enbiyâ, hazret-i Cebrâîl ile söyleşirdi. Eshâb-ı kirâm mescide gelip, Seyyid-i kâinâtı meşgûl görüp, bildiler ki, hazret-i Cebrâîl ile söyleşir. Sükût edip, oturdular. O sırada hazret-i Alî “radıyallahü teâlâ anh” içeri girip, selâm verip, yerine oturdu. Hazret-i Osmân “radıyallahü teâlâ anh” gelip, selâm verip, yerine oturdu. Sonra Ebû Bekr “radıyallahü teâlâ anh” gelip selâm verdikde, hazret-i Cebrâîl aleyhisselâm ayak üzerine kalkdı. Sultân-ı Enbiyâ hazretleri de ayak üzerine kalkdı. Eshâb-ı kirâm, Server-i kâinâtı ayak üzere kalkdığını görüp, hepsi ayağa kalkıp, hayret etdiler. Zîrâ Fahr-i âlem, Eshâb-ı güzînden kimseye ayak üzerine kalkmamışdır. Sonra bu husûsu, hazret-i Resûl-i ekremden sordular. Buyurdular ki:

- Ebû Bekr-i Sıddîk mescide girip, selâm verdiği zemân, Cebrâîl aleyhisselâm Ebû Bekr-i Sıddîka ta'zîm için ayak üzerine kalkdı. Ben de ayak üzerine kalkdım. Sonra, yâ kardeşim Cebrâîl, Ebû Bekre ne için ta'zîm etdiniz, diye sordum. Dedi ki: Yâ Resûlallah! Ebû Bekre ta'zîm bana vâcibdir. Zîrâ Ebû Bekr benim hocamdır. Ben sordum, neden dolayı hocandır. Cebrâîl aleyhisselâm dedi ki:

-Yâ Muhammed “sallallahü aleyhi ve sellem”! Hak Sübhânehü ve teâlâ, Âdem aleyhisselâtü vesselâmı yaratdığı zemân, meleklere, hazret-i Âdeme secde ediniz, diye emretdi. Benim hâtırıma geldi ki, secde etmiyeyim. Ben ondan efdalim. Zîrâ ki, o balçıkdan yaratılmışdır, dedim. Bunun üzerine olmağa niyyet eyledim. O zemân ki, Ebû Bekrin rûhu arş altında nûrdan bir kubbe [köşk] içinde idi. Köşkün kapısı açıldı, Ebû Bekrin rûhu çıkdı. Bana dedi ki,

-yâ Cebrâîl secde eyle. Sakın muhâlefet etme. Bunu üç kerre tekrârladı. Arkama üç kerre eliyle vurdu. O sırada kalbimden kibr ve enâniyyet ve inâd gitdi. Âdeme secde eyledim. Benden kibr ve enâniyyet, iblîse intikâl edip, Âdeme secde etmedi. Ebedî tard edilip, mel'ûn oldu ve ben de ebedî se'âdete kavuşdum. Yâ Muhammed “sallallahü aleyhi ve sellem”! Ebû Bekr bu şeklde bana hoca olmuşdur, dedi.

***


DEKKENLİ ZAT

Dekken memleketinde bulunan bir zat vardı. İmam-ı Rabbani hazretlerini henüz görmemişti. Fakat uzaktan tanımış ve sohbetine kavuşmayı çok arzu ediyordu. Arzusunun çokluğundan; " Uzakta kalan ve o ni'metlerden mahrum olan bu garibe imdad ediniz" şeklinde bir mektup yazdı. İmam-ı Rabbani hazretleri, bu mektubu okuyup ona cevap olarak yazdığı mektupda şöyle buyurdu:

- " Mektubunuzu okurken, o diyardaki nuraniyetinizin fazlalığını gördüm ve ümidim arttı. Bunun için Allahü Teala' ya hamd ve şükürler olsun. " O zat bu müjdelede dolu mektubun gelişinden bir sene sonra, imam- ı Rabbani Hazretlerinin sohbeti ile şereflendi. Bir müddet o kapıda hizmet etti ve çok iyi muamele gördü. Sonra tekrar, Dekken ' e gitti.Dekkenle döndükten sonra imam-ı Rabbani Hazretlerinin müjdesi zahir oldu. Binlerce talib onun yardımı ile Ahrariyye yoluna girdi. Bir çokları, hal ve zevklere kavuştu. Birçok fasık tövbe edip, doğru yola girdi. Onun bu halini, İmam-ı Rabbani Hazretleri daha önceden görmüş ve haber vermişdi.

***