Free Web Site - Free Web Space and Site Hosting - Web Hosting - Internet Store and Ecommerce Solution Provider - High Speed Internet
Search the Web
HAK YOL İSLAM

 

www.hakyolislam.5u.com

subglobal1 link | subglobal1 link | subglobal1 link | subglobal1 link | subglobal1 link | subglobal1 link | subglobal1 link
subglobal2 link | subglobal2 link | subglobal2 link | subglobal2 link | subglobal2 link | subglobal2 link | subglobal2 link
subglobal3 link | subglobal3 link | subglobal3 link | subglobal3 link | subglobal3 link | subglobal3 link | subglobal3 link
subglobal4 link | subglobal4 link | subglobal4 link | subglobal4 link | subglobal4 link | subglobal4 link | subglobal4 link
subglobal5 link | subglobal5 link | subglobal5 link | subglobal5 link | subglobal5 link | subglobal5 link | subglobal5 link
subglobal6 link | subglobal6 link | subglobal6 link | subglobal6 link | subglobal6 link | subglobal6 link | subglobal6 link
subglobal7 link | subglobal7 link | subglobal7 link | subglobal7 link | subglobal7 link | subglobal7 link | subglobal7 link
subglobal8 link | subglobal8 link | subglobal8 link | subglobal8 link | subglobal8 link | subglobal8 link | subglobal8 link

Dini Kıssalar

 

151-175 ARASI KISSALAR

 

HAZRETİ PEYGAMBERİMİZİN RÜYASI

Hazreti Peygamberimiz (S.A.V.) efendimiz bir sohbetinde eshab-ı kirama bir rüyasını şöyle anlattılar:

Dün gece rüyamda yanıma iki kişi geldi. Ben kim olduklarını sordum. Söylemediler... Bana: “yürü, beraber gidelim” dediler. Beraber yürümeye başladık. Biraz ileride, arkasını yaslanmış bir adam gördüm. Onun başının ucunda başka bir adam, ona taş taşıyor ve taşıdığı taşlarla adamın başını eziyordu. Adam başka taş almaya gidince başı ezilenin başı eski haline geliyor, o adam yine getirdiği taşlarla adamın başını eziyor ve bu hal böyle devam edip gidiyordu. Ben yanımdakilere «Allah, Allah! Bu ne haldir» diye sordum. Bana sen yürü, yürü dediler...

Yürümeye devam ettik. Adamın biri sırt üstü yatıyor, diğer bir adam da elinde demirden kanca olduğu halde yatan adamın yüzünün bir tarafını parçalıyor, öbür tarafına geçiyor, öbür yüzünü yarıncaya kadar parçalanan yüzü iyileşiyor, tekrar dönüp aynı işkenceyi sürdürüyordu. Ben yine «Sübhanellah! Bunlara ne oluyor böyle» dedim. Bana yine «sen yürü, yürü!» dediler. Devam ettik. Biraz ileride fırına benzer bir yer gördüm... İçinde insanlar altlarından alev geldikçe öyle feryat ediyorlar ki, dünyada onların sesini duyan her canlı ölürdü.

Ben «bunların suçu nedir?» dedim. Yanımdakiler bana sen yürü, yürü dediler. Yürüdük... Suyu kan renginde,bir nehir... İçinde bir adam yüzüyor, yüzüyor, ırmağın kenarına geliyor. Kenarda yanında birçok taş toplanmış bir adam... Yüzen adamın ağzına bir taş koyuyor. Adam gidiyor, o taşı yutuyor ve yüzerek geri geliyor. Bu şekil azap devam edip gidiyor. Ben, «Bu nasıl şeydir?» dedim. Bana sen yürü, yürü dediler. Yürüdük... İleride çirkin bir adam... Bir ateş yakmış, yaktığı ateşin etrafında durmadan dolaşıyor, hayret etmiştim bu adamın haline «Bu ne yapıyor böyle» dedim. Bana «sen yürü» dediler.

Bir müddet daha gittik içinde çeşitli çiçeklerin bulunduğu bir bahçe gördüm. İçinde uzun mu uzun boylu bir adam, öyle ki boyunun uzunluğu göklere doğru yükselmişti. Adamın etrafında ise toplu halde kalabalık çocuklar vardı. Ben «böyle uzun boylu bir adam ve bu kadar çok çocuk görmemiştim. Bu adam kim ve yanındaki çocuklar kimlerdir.» diye sordum. Bana yine «sen yürü, yürü» dediler.

Yürümeye devam ediyorduk. Büyük bir ormana vardık.. O kadar büyük orman daha görmemiştim. Yanımdakiler «buraya gir» dediler. Beraber girdik. Biraz ileride altın ve gümüşten yapılmış muazzam bir şehir göründü. Şehrin kapısını vurdular. Kapı açıldı, içeri girdik, içerde bizi bir takım insanlar karşıladı. Vücutlarının bir yüzü gayet güzel, bir yüzü ise çok çirkindi. Yanımdakiler onlara oradan akmakta olan nehri göstererek «Şu nehre girin» dediler. Onlar nehre girdiler geri çıktılar. Vücutlarındaki o çirkinlikten hiç eser kalmamıştı..

Yanımdakiler bana «Burası Adn Cennetidir... Senin yerin burasıdır» dediler. Başımı kaldırıp baktığımda çok güzel bir köşk gördüm. Onlara beni bırakın da yerime gireyim dedim... Kabul etmeyip şimdi olmaz ileride geleceksin dediler. Ben onlara kim olduklarını sordum. Allah tarafından gönderilmiş melekler olduklarını sövlediler. Bu gördüklerimiz acaip şeylerin ne olduğunu sordum. Söyle anlattılar:

Birincisi, kafası taşla ezilen adam; Kur'an öğrenip onunla amel etmeyen ve uykuyu farz namaza tercih eden kimsedir. Yarın kıyamette böyle azap görecek. İkincisi, Kanca ile yüzü parçalanan kimse ise; yalan söyleyerek halkı biri birine düşüren kimsedir, öyle azap görecek... Üçüncüsü, yani fırında azap görenler, zina eden erkek ve kadınlardır... Dördüncüsü, yani kan renginde ırmakta yüzen ise: faiz yiyendir... Ateşin etrafında dolaşan beşincisi ise Cehennem zebanisi Malik'tir... Altıncısı, bahçedeki uzun boylu adam, İbrahim aleyhisselam... Etrafındaki çocuklar da islam olarak doğan ve islam olarak ölen çocuklardır... Peygamberimiz buraya gelince, Eshap :

«ya Resullallah müşriklerin çocukları da dahil mi?» diye sordular. Peygamber Efendimiz «Evet!» buyurdu. Vücutlarının yarı yeri ,çirkin yarısı güzel kimseler ise, hem günah işleyip hem de iyilik eden, fakat iyilikleri kötülüklerine galebe çalan kimselerdir, diye anlattılar, buyurdu.

***

 

KİMSE GÖRMEDEN TAVUĞU KİM KESECEK?

Üsküdarlı Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri üstazı Üftade (k.s.) hazretlerinin hizmetinde daha ilk yıllarından talebe iken birçok talebe arkadaşlarının arasında üstazının yanında ayrı bir yeri vardı. Üftade Hazretleri müridIeri arasında en çok onunla ilgilenir, birçok iltifatlar eder ve onun yetişmesine ayrı bir ihtimam gösterirdi. Üstazın o talebesi ile fazla meşgul olmasını etraftan hissedenler ve birçok talebesi çekemiyor, «biz de talebeyiz, onun bizden ne farkı var!» diyorlardı.

Talebelerin ve bazı kesimlerin bu halini sezen Hazreti üstaz, onları imtihan etmek istedi.. Hepsini huzuruna çağırdı, ellerine birer bıçak ve birer de tavuk verip: «Bunu gidip kimsenin görmediği bir yerde kesip geleceksiniz. Tek şartım keserken kimsenin sizi görmemesi ve yalnız olmanızdır. Kim daha çabuk gelirse benim en çok takdirimi o talebem kazanmış olur» buyurdular.

Bıçakla tavuğu alan talebeler süratle etrafa yayıldılar ve kendilerine göre, gizli birer yer bularak kesip getirdiler. Fakat o hakkında dedikodu yaptıkları «onun bizden ne farkı var» dedikleri talebe hayli zaman olmasına rağmen ortalıklarda yoktu.

Erken gelenler kendi aralarında konuşuyorlardı: «Hocanın huzuruna çıkmaya yüzü yok ki, kesip de gelsin. Kim bilir şimdi nerelerde dolaşıyor» diyorlardı. O talebe hayli zaman sonra elinde canlı tavuk olduğu halde kesmeden çıkıp geldi. Tavuğu kesip gelenler ona gülmeye başladılar:

“Bir tavuğu kesmeyi becerememiş” diyorlardı kendi kendilerine.

Üstaz, sordu: “Herkes kesip geldiği halde, sen nerede kaldın,hep seni bekliyoruz. Bu zamana kadar nerdesin?” diye... O zaman daha talebelik yıllarını yaşamakta olan daha sonra büyük bir mürşid olacak olan Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri şöyle cevap verdi: «Hocam, sizi beklettiğim için ayrıca özür dilerim. Lakin ben nereye gitti isem beni kimsenin göremeyeceği bir yer bulamadım. En kapalı bir yer dahi bulsam, iyi biliyordum ki Allah (C.C.) beni mutlaka görüyordu. Ve böylece ordan oraya ordan oraya koştum, sizin emrinizi yerine getiremeden geldim» dedi.

Tabii bu hadiseden sonra anladılar diğer talebeler hocasının neden en çok onu sevdiğini ve onunla daha fazla niçin alakadar olduğunu... Başlarını önlerine eğip hata ettiklerini anladılar.. Çünkü Allah'a gizli olan hiçbir mekan ve zaman yoktur.

***

 

«BABANI ÖLDÜREMEZSİN»

Baş münkirlerden Abdullah bin Übey'in oğlu genç yaşta iman etmişti. Birgün Resulüllah'ın huzurunda otururken karşıdan babasının geçtiğini gördü. O anda Peygamber Aleyhisselam su içiyordu. Peygamberimizden elindeki suyun hepsini içmemesini diledi. «Ya Resulallah! Şu karşıdan geçen babamdır. Sizin artığınızı ona vereceğim. Belki içer de imana gelir» dedi.

Onun bu halishane dileğini Efendimiz kabul buyurmuştu. Abdullah ibni Übey'in oğlu su tasını alıp babasına götürdü ve: «Babacığım bu Resulullah'ın artığıdır. Senden bunu içmeni rica ediyorum.» deyince, onun küfrü bir misli daha ziyadeleşip:

«Oğlum sana yazıklar olsun. Bana bunu getireceğine keşke ananın bevlini getirse idin daha iyi ederdin» dedi.

Babasından bu sözleri duyan sahabi kılıcını çektiği gibi Resulüllah'ın huzuruna çıktı. «Ya Resulüllah! Babam böyle böyle söyledi, müsaade ederseniz onun kellesini keseceğim» dedi. Gencin sözlerini dinleyen Peygamber Aleyhisselam,

«Ne de olsa senin babandır. Öldürmene müsaade edemem» buyurup sabretmesini ve hidayeti için dua etmesini tavsiye etti.

***

 

BAKMASIYLA GÜNEŞ KARARDI

Hazreti Ömer, sırtından elbisesini çıkarmış yamıyordu. Üzerinde başka elbisesi de olmadığından güneşin sıcaklığı sırtını yakmıştı. Canı yanan Hazreti Ömer, başını kaldırıp güneşe hiddetle baktığında güneşin bir anda ziyası kayboldu ve ortalık gölge haline geldi. Bu hal Resulüllahın dikkatini çekmişti. Biraz sonra Hazreti Cebrail gelip:.

- Ya Muhammed! Söyle Ömer'e güneşe merhamet nazarıyla baksın. Aksi takdirde kıyamete kadar güneş bu hal üzere kalacak, diye haber verdi. Peygamberimiz durumu Hazreti Ömer'e bildirdi ve Hazreti Ömer de güneşe merhamet ile bakınca güneş eski haline avdet etti.

***

 

BU YOLA NASIL GİRİLİR

Şah Nakşibend Hazretleri Buyurdular ki:

- Kul, sizin yolunuza nasıl girebilir; nereden girebilir?

Şöyle buyurdular:

- Resulüllah (s.a.v) Hazret-i Muhammed Mustafa'nın sünnetlerini izlemek yolundan.

***

 

NİÇİN YAZDIM

İmamı Rabbani (K.S.) Hazretlerinin çok yazmasının sebebi soruldu. O da şu cevabı verdi: Bize bütün yazılarımızı ahır zamanda gelecek olan Hazreti Mehdinin Aleyhirrahmeti vettehiyyat verrıdvan okuyacağı ve hepsini makbul bulacağı bildirildi. Böyle çok yazı yazmamın sebebi budur.

***

 

GÖZ ZİNASI İÇİN GUSÜL

Halife Hazreti Osman'ın huzuruna bir adam gelmişti. Hazreti Osman, «git gusül et de gel! Karşımda cünüp cünüp oturma!» dedi. Adam: «Ya Emir'el-Mü'minin ben cünüp değilim» dediğinde Hazreti Osman-ı Zinnureyn:

«nasıl cünüp değilim, diyebiliyorsun. Sen bu­raya gelirken bir kadına şehvet nazarıyla bakmışsın, göz zinası yapmışsın» buyurdu. Adam işlediği günahı hatırlayarak suçunu itiraf etti ve gidip yıkandıktan sonra Halife'nin huzuruna kabul edildi.

***

 

EBU LEHEB'İN AZABI

Peygamberimizin amcası, fakat en büyük düşmanlarından olan Ebu Lehep iman etmeden geberip gitmişti. Ona yakınlarından birisi rüyasında gördü. Ve ona nasıl azap edildiğini sordu. Ebu Lehep Hazreti Muhammed'e iman etmemesi yüzünden çok büyük azap gördüğünü söyleyip başına gelenleri şöyle anlattı:

«Yazıklar olsun bana! Ona iman edip dünya ve ahirette kurtulacağım yerde, iman etmedim ve dünyada da ahirette de perişan oldum. Yalnız bana haftada üç gün hususi muamele oluyor. O da Muhammed doğduğu zaman cariyem gelip bana onun doğumunu müjdelemişti, ben de memnun olarak onu azat etmiştim. İşte onun için o gece azap hafifliyor. Bir de Pazartesi olunca iki parmağımın arasından serin su akar, ben de onu emer rahatlarım, Bunun sebebi ise Muhammed doğduğu zaman ben cariyeme git ona meme ver demiştim. Ondan dolayı haftada birgün bana su veriliyor» dedi.

***

 

BAŞINA SICAK KÜL DÖKÜLEN BEYAZIT

Kibar-ı evliyadan Beyazıd-ı Bestami hazretleri, birgün hamama girmişti... Hamamdan çıkıp evine giderken iki katlı bir evin dibinden geçiyordu, yukarıdan tepesine bir leğen sıcak kül döküldü. Başındaki sarığı ve cübbesi yanan Allah dostu, “Şükürler olsun ya Rabbi” diyerek elini yüzüne sürdü...

Sonra yanındakilere dönerek şu vecizeyi söyledi:

-“Ben ateşe layık bir kulum... Hiç başıma kül döküldü diye kızar mıyım?”.

***

 

BİR SAKSI İLE YANGINI SÖNDÜRDÜ

Hazreti Ömer zamanında Medine'de yangın çıkmıştı. Halk korktular ve durumu Hazreti Ömer'e bildirdiler. Halife eline bir saksı parçası alıp üzerine:

- Ey ateş Allahü Teala'nın izniyle sakin ol ! Yazdı. Saksı parçasını ateşin içine attılar Ateş hemen o andan itibaren sönmeye başladı ve kısa zamanda söndü.

***

 

NEFS TERBİYE OLMADIKÇA  

Bayezid-i Bestami'ye bir gün bir kimse gelip;

-"Efendim! Ben otuz senedir, gündüzleri oruç tutup, geceleri namaz kılıyorum. Ama, kendimde hiç bir ilerleme göremiyorum. Halbuki itikadım da düzgündür." dedi. Sultan-ül-Arifin;

-"Sen bu halde üç yüz sene daha devam etsen bir şeye kavuşamazsın. Çünkü nefs engelin var." buyurdu. O kimse;

-"Efendim! Bunun bir çaresi yok mu?" diye sordu. Bayezid-i Bestami (k.s.) Hazretleri:

-"Var ama sen kabul etmezsin." buyurdu. O kimse israr edip;

-"Aman efendim, lütfen bildiriniz ve beni talebeliğe kabul ediniz.Ne emrederseniz yaparım." dedi. Sultan-ül-.Arifin buyurdu ki:

-"Öyle ise şimdi evine git. Bu kıymetli elbiseleri çıkarıp, adi ve eski bir elbise giy. Boynuna bir torba asıp içine ceviz doldur. Seni iyi tanıyanların bulundukları sokağa git. Çocukları başına topla, "Bana bir tokat vurana bir ceviz, iki tokat vurana iki ceviz veriyorum" de." O kimse bunları duyunca;

-"la ilahe illallah. Ben bunları yapamayacağım. Bana başka bir şey emretseniz." dedi. Bayezid-i Bestami (k.s.) Hazretleri,

-"Senin ilacın ancak budur ve biz de baştan; "Sen bunları kabul etmezsin!" diye söylemiştik. Yolumuzun esası nefsi terbiye etmektir." buyurdu.

***


OSMANLI ORDULARI VE SAVAŞ

Avrupalıların Muhteşem Süleyman adını verdikleri Kanuni Sultan Süleyman, 250 bin askeriyle Mohaç muharebesine çıkmıştı 250 bin asker günlerce Avrupa ortalarında yol alırken çeşitli bağ ve bahçelerden de geçiyor ve Osmanlı Türk askerinin geldiğini gören köylüler evlerini ve tarlalarını bırakarak dağa kaçıyorlardı. Çünkü onlara göre, düşman girdiği yerde canlı bir insan bırakmaz, ya esir alır ya öldürürdü.

Meşhur Avusturyalı tarihçi Hammer'in yazdıklarına göre, yemyeşil bağ ve bahçelerini olduğu gibi bırakıp dağa kaçan Macarlar artık her şeylerinden vazgeçmişler ve canlarını kurtardıklarına seviniyorlardı. Onlar, 250 bin askerin geçtiği bağdan hayır beklemezken, ordu geçip gittikten sonra gelip tarlalarını gezdiklerinde hakikaten tarlalarındaki üzümleriın yendiğini, fakat her salkımın yerine bir liranın bağlanmış olduğunu hayretler içinde gördüler. Beklemedikleri bu manzara ile karşılaşan Macarlar sanki Osmanlıların tarlalarından geçmesine sevinmişlerdi. Çünkü Osmanlı ordusu o zaferlere imanları ile erişiyorlar, imanları ise onlara kul hakkına tecavüze asla müsaade etmiyordu.

İşte bugün birçok kendini bilmezin emperyalist olarak tavsif ettiği her yere insanlık, adalet ve medeniyet götürmüş, onlardan aldığının belki de on mislini vermiştir.

***

 

HZ. ÖMER'İN ADALETİNE BİR MİSAL

Ashab'tan Abdurrahman bin Avf, Hazreti Ömer (R.A.) Halife iken onu makamında ziyarete gelmişti, selam verip müsait bir yere oturdu. Hz. Ömer kendisiyle hiç meşgul olmuyor hatta selamını bile almıyordu. Hayretle neticeyi beklerken, Hazreti Ömer işini bitirdikten sonra yanan mumu söndürdü aynı onun gibi başka bir mum yaktıktan sonra (ve aleykümselam) deyip selamını aldı. Ve konuşmaya başladılar.

Abdurrahman bin Avf hazretleri, Ömer (R.A.) hazretlerine niçin o mumu söndürüp başkasını yaktıktan sonra kendisiyle meşgul olmaya başladığını sormuştu. Hazreti Ömer (r.a.):

«Ya Abdurrahman, evvelki mum devletin hazinesinden alınmış mumdu, o yanarken şahsi işlerimle meşgul olsaydım Allah indinde mes'ul olurdum. Sizinle devlet işi konuşmayacağımız için kendi cebimden almış olduğum mumu yaktım ondan sonra sizinle meşgul olmaya başladım.» deyince Abdurrahman bin Avf hazretlerinin gözleri yaşarmıştı. Ellerini kaldırarak şöyle dua etti. «Ya Rabbi Hattap Oğlu Ömer'i bizim başımızdan eksik etme!»

Devlet hazinesini har vurup harman savuranlara ne güzel bir nümune-i imtisal değil ml?...

***

 

ODUNCU İLE ŞEYTAN DÖVÜŞÜ

Odunculukla hayatını kazanan bir zat vardı. Allah'a karşı kulluk vazifesini yapar kimsenin ekşisine tatlısına karışmazdı. Bu zahit kişinin bulunduğu köyün yakınında bir köy daha vardı, onlar da dağda kutsal diye kabul ettikleri bir ağaca taparlar, ondan meded beklerlerdi. Oduncu, birgün «şunların Allah diye taptıkları ağacı kesip odun edeyim, pazarda satarak ekmek parası kazanırım hem de bir kavmi AIlah'a isyandan kurtarmış olurum» diye düşünerek Allah rızası için ağacı kesmeye karar verdi. Dağa doğru giderken karşısına acaip suratlı pis bir adam çıkarak nereye gittiğini sordu. Oduncu

«Halkın Allah diye taparak Allah'a isyan ettikleri ağacı kesmeye gidiyorum» dedi. Adam, oduncuya «ben şeytanım... O ağacı kesmene müsade etmiyorum» deyince zahit oduncu şeytana çok kızmıştı. Öldürmek İçin hücum ederek yere yatırdı ve üzerine oturup hançerini boğazına dayadı. Şeytan zahide:

«ey zahid, sen beni öldüremezsin. Allah bana kıyamete kadar müsaade etmiştir. Fakat gel o ağacı kesme, seninle anlaşalım. Ben sana her gün bir altın vereyim sen de ağacı kesmekten vazgeç. Hem el ağaca tapıyormuş, günah işliyormuş senin neyine gerek altınını al işine bak.» dedi. Adam şeytanı bırakmıştı. Şeytan adama akşam yatıp sabahleyin yastığının altına bakmasını söyledi, anlaşarak ayrıldılar.

Adam ağacı kesmekten vazgeçip evine dönmüştü... Akşam yatıp sabahleyin yastığının altına baktığında altını gördü. Memnun olmuştu. İkinci gün oldu. Fakat bu sefer şeytan altını koymamıştı. Adam kızıp baltasını aldığı gibi dağa ağacı kesmeye gitti. Fakat yolda yine şeytanla karşılaştılar. Adam şeytana iyice kızmıştı. Görünce «seni sahtekar seni, kandırdın değil mi beni...» diyerek üzerine hücum etti. ­

Fakat evvelkinin tam tersine bu sefer şeytan adamı tuttuğu gibi altına aldı. Adam şaşırmıştı. Bu nasıl hal der gibi şeytanın yüzüne bakıyordu. Şeytan

«hayret ettin değil mi? Niçin bana yenildiğinin sebebini söyleyeyim: Dün sen Allah rızası için ağacı kesmeye gidiyordun. Seni değil ben dünyadaki bütün şeytanlar biraraya gelsek yine yenemezdik. Lakin şimdi Allah rızası için değil de bana altını vermediğim için kızdığından gidiyorsun. İşte o yüzden bana mağlup oldun ve sana ağacı kesmene müsaade etmeyeceğim» dedi.

***

 

BİR ÇÖP İÇİN AZAP

İsa aleyhisselam; bir kabristandan geçerken azap gören bir ehli kubur görüp Cenab-ı Allah'tan sebebini süal etti. Allah (c:c.) Ya İsa dua et de o kulum dirilsin,sen de kendisinden niçin azap olunduğunu sor!» buyurdu.

Hazreti İsa duada bulunarak mevta dirildiğinde niçin azap olunduğunu sordu. Azap gören zat «Ya İsa ben dünyada iken hamallık yapardım... birgün odun taşırken sahibinin haberi olmadan taşıdığım odundan bir çöp koparıp dişimi karıştırdım... İşte Cenab-ı Allah bana bunun için azap etmektedir.” deyip kabrine geri girdi.

***

 

"UNUTMAK DOSTLUGUN ŞANlNDAN DEGiLDiR"

Büyük alimlerden bir zat şöyle demişti: Gençliğimde Şah Nakşıbend (k.s.) Hazretlerini çok severdim. Onların himmetiyle bende acaip haller zuhur etti. Bana:

- Beni hiç hatırından çıkarma, diye vasiyet etmişti. Ben de O'nu daima hatırımda tasavvur edip rabıta ederdim. Babam o zaman Mekke'ye gitti ve beni de götürdü. Yolda Herat'a uğradık. Şehri temaşa ederken, Hace Hazretlerinin Rabıtalarından bana gaflet gelip bendeki o eski haller gitti. Sonra İsfahan'a gittim. Orada kamil bir şeyh vardı. Bütün İsfahan ehli ondan himmet ve dua talep ederdi. O zat-ı şeriften çok kerametler zuhur etmişti. Babam beni alıp o zatın huzuruna götürdü. Benim için onlardan himmet talep eyledi. Lakin ben Hace Hazretlerinden çok korkduğumdan o zatın huzurundan dışarıya çıktım. Ondan sonra gidip Beytullah'ı ziyaret ettik. Dönüşümüzde Hace Hazretlerinin ziyaretleriyle müşerref olduğumuz zaman, O'nu unuttuğumdan dolayı çok korkuyordum. Benim korktuğumu keşif ederek:

- Korkma biz kusuru affederiz. Sen benim oğlumsun. Benim oğullarıma sahip çıkıp tasarruf etmek kimin haddine? dedi.

Daha sonra, bana latife yaparak:

-Heratla gittiğin zaman beni niçin unuttun? buyurdular. Ve şu mısrayı okudular:

"Unutmak dostluğun şanından değildir."

***

 

HZ. SELMAN'IN KUŞLARA EMRİ

Silsile-i Sadattan Selman-ı Farisi (R.A.) hazretleri yanında bir misafir olduğu halde sahraya çıkmıştı. Dağda havada uçan kuşlar ve ovadan geçen ceylan sürüleri gördü. Hazreti Selman (R.A.) uçan kuşlara ve oradan geçen ceylan sürüsüne hitaben «Yanımda bir misafirim var. İçinizden biriniz buraya gelsin. Misafire ikram edeceğim» diye seslendi.

Kuşlardan ve ceylan sürüsünden birer tane süratle hazreti Selman'ın huzuruna geldiler. Misafir bu işe çok hayret etmişti: «Sübhanallah!» diyerek hayretini belirtti.

Selman-ı Farisi hazretleri, «bunda hayret edecek ne var? Sen Allah'a itaat edene mahlukatın isyan ettiğine bu zamana kadar hiç şahit oldun mu?» buyurdular...

***

 

EVLİ VE BEKAR

İbrahim Edhem Hazretleri Saraydan ayrıldıktan sonra bir daha evlenmedi, bütün ömrünü ibadetle geçirdi. Onun bu halini bilen bir dostu,

«Evlenmemekle ne iyi ediyorsun. Hiç olmazsa bir de aile derdi ile uğraşmıyor ve bütün zamanını ibadete veriyorsun» dedi. O,

«Sen evliliğin faziletini bilmez misin? Aile efradı için çekilen zahmet benim yaptığım ibadetlerden daha efdaldır deyince, adam,

«Öyle ise niçin evlenmiyorsun?» diye sordu.İbrahim Edhem'in cevabı şöyle oldu:

«Benim kadınlara ihtiyacım olsa ben de evlenirim. Sebebsiz yere bir kadını sefil etmek istemiyorum. Evli ile bekar arasındaki fark, mücahit ile evinde oturan arasındaki fark gibidir».

***


HZ. MUSA'NIN CENNETTEKİ KOMŞUSU

Hazreti Musa:

- Ya Rabbi bana Cennetteki komşumu bildir, diye ilticada bulunmuştu. Hak Teala Musa Aleyhisselama:

- Falan yere git! Senin komşun falan yerdeki kasaptır, diye talimatta bulundu. Hazreti Musa tarif edilen yere gitti, kasabı buldu ve evine müsafir oldu.

Kasap akşam eve gelirken yanında bir miktar et getirmişti. Eve geldikleri zaman müsafirden izin istedi, ve onları pişirdi, bir zembil içinde tavana asılı olan annesini indirdi, altını kuruladı ve eti parçalara bölerek onun ağzına vermeye başladı. Musa Aleyhisselam Cennet komşusunun kim olduğunu öğrenmeye başlamıştı, sinek vızıltısı gibi bir sesin geldiğini farkedip:

- Ne diyor? Diye sordu. Kasap annesini yerine astıktan sonra misafire:

- Bu benim annemdir. Ben bunu senelerden beri bu şekilde yedirir, içirir ve bütün ihtiyaçlarını temin ederim. O da bana her zaman:

- Oğlum Allah seni Cennette Musa'ya komşu eylesin, diye dua eder. dedi. O zamana kadar kendisinin kim olduğunu gizleyen Musa Peygamber, kendisinin Musa olduğunu söyledi ve Cennet komşusunu müjdeledi.

***


ÜÇ YARALIYA DA NASİP OLMAYAN SU

Peygamberimiz zamanında Yermük Savaşı vuku bulmuştur. Bu savaşta eshap birçok şehit vermiş ve birçok eshap da gazilik şerefi kazanmıştır. İşte bu harpte vuku bulan bir hadise eshabın biribirine şehadet şerbeti içerken bile nasıl olduğunu göstermektedir. Şöyle ki; Huzeyfetül Adevi isimli sahabi harpte kahramanca savaşan amcası oğlunun yaralanarak yere düştüğünü gördü. Yanında bir miktar su bulunuyordu. Yere düşerek inlemeye başlayan amcası oğlunun yanına yaklaştı. Suyu ona vereceği sırada, başka bir yaralının "Su!... Su! " diye bağırdığı duyuldu... Şehadet şerbetini içmek üzere olan amcasının oğlu hemen Huzeyfe'ye eliyle işaret ederek suyu ona götürmesini istedi. Hazreti Huzeyfe suyu hemen ona götürdü. O anda başka bir yaralı yine ölüm anında idi... "Su! Su!" diye inliyordu...

Suyu içmek üzere olan ikinci yaralı da Hazreti Huzeyfe'ye eliyle işaret ederek suyu öbür kardeşine götürmesini bildirdi... Hazreti Huzeyfe suyu alarak üçüncü yaralının yanına yaklaştığında, irtihal etmiş olduğunu gördü. Hemen kendisine en yakın olan ikinci yaralıya suyu götürmek için koştuğunda, onun da göçmüş olduğunu gördü. Bu sefer bari amcam oğlu içsin diyerek, amcası oğlunun yanına geldi ki o da ahirete gitmiş... Hiç kimseye nasip olmayan su, böylece Hazreti Huzeyfe'nin elinde kaldı. . .

***


BEŞİKTE KONUŞANLAR

Ebu Hureyre radıyallahü anh, Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduğunu anlatıyor:

Beşikte iken ancak üç kişi konuşmuştur. Birincisi İsa aleyhisselamdır.İkincisi İsrail Oğulllarından Cureye isimli bir adam vardı. Bu şahıs namaz kılarken annesi gelmiş ve kendisini çağırmıştı. Bu da kendi kendine “cevap vereyim mi, yoksa namazıma devam mı edeyim?” diye düşünmüştü ve annesinin çağrısına uymadı. Bunun üzerine annesi:

- Ey Allah'ım, fahişelerin yüzünü gösterinceye kadar onu öldürme! diye beddua etti.

Cureye kendisine ait çilehanede bulunuyurdu. Kadının biri, kendisine gelip cinsi münasebette bulunmasını teklif etti. Cureye ise bunu kabul etmedi. Sonra kadın, bir çobana gitti ve onunla cinsi münasebette bulundu. Bunun neticesinde bir çocuk dünyaya getirdi ve bu çocuğun Cureye'den olduğunu söyledi. Bunun üzerine insanlar gelip Cureye'in çilehanesini yıktılar. Kendisini alıp aşağı indirdiler ve bir hayli sövüp tazir ettiler. Bu durumdan çok müteessir olan Cureye, abdest alıp namaz kıldıktan sonra doğruca fahişenin omuzu üstünde duran o çocuğa gitti ve :

- Senin baban kimdir, ey çocuk? diye sordu. Çocuk:

- Filan çoban, diye cevap verdi. Bu duruma hayret eden insanlar:

- Çilehaneni yeniden inşa edelim, hatta altından yapalım, dediler. Cüreye ise:

- Hayır, ancak topraktan yapın! diye cevap verdi.

Üçüncüsü de, İsrail Oğullarından bir kadın vardı. Çocuğunu emzirmekteydi. Yanından heybetli ve yakışıklı bir atlı geçiyordu. Bunu gören kadın :

- Ey Allah'ım, çocuğumu bu atlı gibi kıl! diye dua etti. Çocuk derhal anasının memesini bırakıp, atlıya koştu ve :

- Ey Allah'ım beni bu kimse gibi kılma! dedi.. Sonra anasının memesini tekrar alıp emmeye başladı.

Ebu Hureyre radıyallalıü anh diyor ki : Sanki Peygamber aleyhisselamı işaretle hadiseyi anlatırken parmağını emer halde görüyorum.

Oradan sonra bir köle geçti. O çocuğun anası:

-Ey Allah'ım, çocuğumu bunun gibi kılma diye dua etti. Çocuk . derhal yine anasının memesini bıraktı ve :

- Ey Allah'ım, beni bu köle kadın gibi kıl! dedi. Annesi çocuğa:

- Neden böyle? diye sordu. Çocuk:

- Çünkü atlı kimse, zalimlerden biridir. Bu köle kadın ise, halkın kendisine “hırsızlık ve zina etmiş” dediği bir kadındır. Halbuki bu, asla onları yapmamıştır, diye cevap verdi.

***

 

FATİH'İN HALKINI İMTİHANI

Hazreti Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u fethetme planları yapıyordu. Daha benüz 21 yaşında bulunan hükümdar, İstanbul'un fethine girişmeden önce halkını imtihan etmek istemişti. Sabahın erken saatlerinde tebdili kıyafet ederek Osmanlı'nın başşehri olan Edirne'de çarşıya çıktı.

Çarşının bir tarafından girip alış-veriş yapmaya başladı. Birinci dükkana varıp bir şey aldı. İkinci bir şey istediğinde dükkan sahibi vermedi. Fatih'i tanımıyordu dükkan sahibi. Fatih Hazretleri mal olduğu halde neden vermediğini sordu. Adam:

«Ben sana bir şey satmakla sabah siftahımı yapmış oldum, ikinci alacağım da karşıdaki dükkandan al. Çünkü o henüz siftah etmemiştir» dedi. Fatih memnun olmuştu... Öbürüne vardı, bir miktar mal aldı... İkincisini istediğinde o da vermeyip komşu dükkana gönderdi. Böylece Hazreti Fatih koca çarşıyı baştan sona kadar dolaştı... Hepsinde aynı mukabele ile karşılaşmıştı.

Aldıkları erzakı medresede ilim tahsil eden talebelere gönderdi, kendisi de saraya gelip Allah'a şükür secdesine kapandı ve şöyle dedi:

«Ya Rabbi sana hamdolsun... Bana, böyle birbirini düşünen millet ihsan ettin. Ben bu milletimle değil Bizansı dünyayı bile fethederim» dedi ve İstanbul'un Fetih planlarını hazırlamaya başladı.

51 gün süren muhasaradan sonra Bizans, Akşemseddin hazretlerinin de bizzat iştirakiyle fetholunmuştu. İstanbul, fetholunduktan sonra, Osmanlı imparatorluğunun merkezi Edirne'den İstanbul'a taşındı.

***

 

ON YERDE

Talebelerinden on kişi, aynı akşam, İmam-ı Rabbani Hazretlerini iftara davet ettiler. Kabul buyurdu. Aynı akşam, aynı anda, hepsinin evinde hazır bulunup, iftar etti.

***

 

UNUN SIRRI  

Şah Nakşibend Hazretlerinin talebelerinden biri hikaye etti:

Bir gün Şah Nakşıbend (k.s.) Hazretleri ben fakirin evine teşrif ettiler. Çok sevindim. Gidip pazardan bir yük un aldım. O unu Hace Hazrerleri gördüğü zaman:

-Bu unu ailen ve çocuklarınla pişirip yeyin ve onun sırrını kimseye bildirme, buyurdu. Hace Hazretleri o zaman evimde iki ay kadar müsafir kaldılar. Yanında bir çok da müridleri vardı. Evde çoluk çocuğumdan başka ahbaplarım da vardı. Hem o undan yedik. Hatta bütün müsafirler gittikten sonra uzun bir müddet daha o undan yedik. Un yine eskisi gibi duruyordu, hiç eksilmedi. Sonra Hace Hazretlerinin mübarek sözlerini unutarak o sırrı aile efradıma söyledim. Bunun üzerine o undan bereket kesildi ve un tükendi.

***


HAZRETİ NUH VE BU ÜMMET

Ebu Said radıyallahü anh, Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduğunu anlatıyor:

Kıyamet günü Nuh aleyhisselam çağırılacak ve :

- Buyur, ey Rabbim! diyecektir. Allahü Teala:

- Benim emirlerimi tebliğ ettin mi? diye soracak. Nuh aleyhisselam:

- Evet, ey Rabbim, diye cevap verecektir. Bunun üzerine AIlahü Teala, Nuh aleyhisselamın ümmetine:

- Nuh size tebliğde bulundu mu? diye soracak, Nuh aleyhisselamın ümmeti de:

- Hayır, bize akıbeti gösterecek kimse gelmedi, diye cevap verecekler. Allahü Teala da:

- Ey Nuh, bu hususta sana şahidlik edecek kimse var mı? diye soracak. Nuh aleyhisselam:

- Var, ey Rabbim; Muhammed aleyhisselam ile onun ümmeti, diye cevap verecek. Bunlar da Nuh aleyhisselamın tebliğde bulunduğuna şehadet edecekler ve Resulullah aleyhisselam da size şahid olacaktır. İşte " Böylece sizi insanlara şahid olasınız ve Resul de size şahid olsun diye orta, adaIetli ve hayırlı bir ümmet yaptık " (Bakara Suresi) mealindeki ayeti kerimenin ifade ettiği şahidlik budur.

***